ÜLKE YÖNETİLEMİYOR MU

ÜLKE YÖNETİLEMİYOR MU

Demokratik açılım diye meydana çıkmamış olsa, bir avuç liberal ve demokrat dışında
kimseler bu iktidara “Vay ne sebeple açılım yapmadın”demeyecekti, Kürtler yerine politika yapanlar dahi… Çünkü onlar da, problemin çözülmemesine pek alışmış olmanın rehavetiyle ya bize gereksinim kalmazsa hesapçılığının aralarında kaldılar.
İrtica çoğalış satmıyor, pkk de biterse gücümüzün, tahtımızın, apoletlerimizin durumu nice olabilir acep diye düşünenler de vardı elbette. Bir Takım sıkıntılar pratik kolay çözülmez. Bazen vakte bırakmak en gerçek sokak olabilmektedir. Ancak problemin çözülmemesi üst kısmına mutabakatlar, şebekeler inşa ediliyorsa, en hafifinden ruhsal Okumaya devam et ÜLKE YÖNETİLEMİYOR MU

Gerçekçi ol hayallerini gerçekleştir

Gerçekçi ol hayallerini gerçekleştir

Elbette kendimi bir mihenk ya da bu çapta birinin donanımını onay tahtında görmüyorum, bu haddi aşmak olabilir. Ama doğruya gerçek, Davutoğlu insanda “Bu evsafta 4 bakanımız ek olarak olsaydı, Ülkemiz hakikaten tarih yazardı” hissi uyandırıyor. Zira Davutoğlu yaşama geçirmek aradığı siyasetlerin mutlak sokak haritasına değil, kültürel ve felsefi örüntüsüne de sahip. Bu vukufiyetten gerek duyulduğunda riziko almayı da göze meydan bir özgüvenin doğması sıradan. Ülkemiz’nin Balkanlar’daki açılımına ilişkili olarak olarak kullandığı “Osmanlı mirası” ifadesi örnek, Sırbistan’daki milliyetçilerin rahatsızlıklarına ve Sancak bölgesindeki gerilimi Davutoğlu’nun bu ifadelerine bağlamalarına kapı aralamıştı. Fakat Davutoğlu bunlara nazaran bu ifadede ısrar etti. Bu tür konuları kendisine sorduğumda beklediğim doğrultuda bir yanıt aldım. Kullandığı hiçbir kavram ve öne çıkardığı hiçbir terim lisan sürçmesi değil, tesadüf değil. Huzursuzluk yaratma pahasına Balkanlar’daki Türk ve Müslüman varlığını domine edecek bağlamı hatırlamaktan ve hatırlatmaktan çekinmiyor. “Bağlam” ve “hatırlama”; bana yönelik Türk harici siyasetindeki paradigma değişikliğinin anahtar sözcükleri. Okumaya devam et Gerçekçi ol hayallerini gerçekleştir

İslam ve Penguen

İslam ve Penguen

PENGUEN Mecmuası bir karikatür yayınladı. Toplumsal basında konu enine boyuna tartışılmakla kalmadı, linç grupları ve linççileri linç etme grupları meydana geldi. Karikatür, cami cemaatinden bir yurttaşı, gsm telefonuyla konuştuğu Allah ile son rekat pazarlığı yaparken resmetmekte. Karikatürdeki bir ayrıntının içerisine “Allah yok, inanç yalan” ifadesi gömülmüş. Büyük Ihtimalle namaz kıldığı mekânda, bu şekilde bir tümce sözlü olmayan olsa onu dahi farklılık edemeyecek meydana gelen bilinçsiz bir ehl-i namaz profili meydana konmak istenmiş.
Karikatür en hafif ihtimalde dindarları rencide etmekte. Zor ihtimalde de Allah’a ve İslam dinine sövgü içerir bir cümleyle karşın karşıyayız. Müminin ölçüyü ve soğukkanlılığı elden bırakmak benzeri bir lüksü yok. Şayet inancıyla alay edilmesi karşısında reaksiyon vermemek benzeri bir lüksü de yok. İnançlı olmayı, nihilizmden, sinizmden, agnostisizmden ayıran şeylerden biri de inancına sahip çıkmak olsa sebep. Fakat tam da bu üslup, İslam ve demokrasi beraberliğine ilişkili olarak şüpheleri çağrı etmekte: İslam, fikir ve anlam bağımsızlığına mâni midir? Yanıt, her şeyi Okumaya devam et İslam ve Penguen

ASKERLİĞİN FİYATI

ASKERLİĞİN FİYATI

Bedelli askerlik mevzusunda çıkan çözüm her halükarda herkesi tatmin edecek bir çözüm olmayacak. Bedelli askerlik inşa etmek isteyenlerin ödedikleri tutarı şehit ailelerine aktarmayı denemek dahi çözüm olmayacaktır. Hayatını Sürdürmek amaçlı hemen şehit olmuş yakınlarının kazancına muhtaç meydana gelen ailelerin ıstırabı belki bir ölçüde hafifleyecektir, ama “Oğlumun naaşı karşılığında konfor elde etmeyi şerefsizlik sayarım” diyenler çıkacaktır, iş bir defa onur mevzusuna dönüştükten ardından da uygulama yarardan bir sürü kayıp getirmeye başlayacaktır.
Bedelliyi savunanların ileri sürdüğü, “Bedelli askerlik onay edilmeli; çünkü bu şekilde ülkenin yetiştirdiği eğitimli nüfusun yurduna yapacağı ek olarak mühim katkıdan yoksun kalınıyor” söylemi hem bir kof hem bir de rencide edici bir söylem. Çünkü bu ülkedeki tüm “hayati” sektörlerdeki işgücü sizin eğitimsiz dediğiniz kitleden sağlamak edilmekte. İnşaattan gıdaya, nakliyattan fabrikaya civarı bu şekilde. Okumaya devam et ASKERLİĞİN FİYATI

Yüksek zanaat, gevrek kahkaha, kalifiye after-shave

Yüksek zanaat, gevrek kahkaha, kalifiye after-shave

GÜNDÜZ Vassaf “Türk İslam sentezi, Bach ve Metallica” başlıklı bir içerik yazdı. (4 Temmuz 2011/Radikal.) Içerik bilhassa başörtülü bayanlar aralarında epeydir tartışılıyor ve çoğunlukla kınanıyor. Vassaf’a gore “öteki Türkiye”, başka bir deyişle AK PARTI yüzde 50 oyla iktidara gelse dahi bu eninde nihayetinde yenik olmaya mahkûm bir başarıdır. Çünkü diğer Ülkemiz’nin kültürel kodları global kültürden yoksundur. Bunu tanımlamak amaçlı de klasik müzik, caz ve “Metallica” benzeri grupların konserlerinde başörtülü kadınları görmüyor oluşumuz yeterlidir.
Bizden erkek olmaz cidden. Konsere gitmeyi uzunca zaman öncesinde bıraktım. Gittiklerimden aklımda kalanlar da Pink Martini, Red Giessel balesi, Buyruk Custurica, Natacha Atlas, Baba Zula ve Brenna McGrimmon, İlhan Er-şahin, Cesario Evora, Kızıl Asker vs. Hiçbiri olması gerektiği kadar “Batı” değil. Çoğunda bir kokteyl durumu var. George Frederic Okumaya devam et Yüksek zanaat, gevrek kahkaha, kalifiye after-shave

Hacer olmak

Hacer olmak

Umre ziyaretim süresince bir imanın ne sebeple bu civarı bedeni performans gerektirdiğini düşündüm. Ardından, Muhammed Esed’in seneler öncesinde yazdığını farklılık ettiğim, İslam’a has bir sürü basit bir noktanın ayırdına vardım. İslam’ın madde-mana ayrımı yapmadığını, buna bağlı olarak ruh ve vücut ayrımı yapmadığını, ruh ve bedeni beraber istediğini, zira insanı bir tüm olarak kımetli gördüğünü. Umrenin “say” faslı da birçok kondisyon gerektirmekteydi.
Nasıl ki tavaf anında farklı varlık düzeyleriyle iç içe geçerek, bizi kapsayan ve aşan bir bütünün “dairesel” hareketlerini canlandırarak, onun parçası olduğumuzu anlıyoruz, bu ibadeti bitirmek amaçlı gerekli meydana gelen “say” deneyimi de bizzat gözümüzden son derece “doğrusal” gözüken hayatımız ile ilgili bir birşey söylüyor. İsmail’in annesi Okumaya devam et Hacer olmak

25 şehit; ‘Vallahi talihsiz kaza…’

25 şehit; ‘Vallahi talihsiz kaza…’

TÜRKİYE üst üstüne maneviyat bozukluğu yaşıyor. Pkk teşkilatı sivil canlara kastediyor, askere, polise saldırıyor. CHP’li politikacıları kaçırıp ardından özgür bırakıyor, AK Partili idarecileri, kaymakamları il ve kaza başkanlarını kaçırıyor, özgür bırakmıyor; derken lağvedilen bir mühimmat deposundan sunulan bombalar istiflenirken “kaza” oluyor, 25 askerin ölümüne ne sebeple meydana gelen bir facia yaşanıyor.
Afyonkarahisar’daki patlama sözcüğü duyulur duyulmaz, görevliler meydana çıkıyor, “Bu bir kaza”, “Vallahi kaza” diyerek hadisenin bir pkk eylemi olmadığını izah çabasına girişiyor. “Sadece 4 yara almış var, insanlarımız lütfen uslu olsun”diyen dahi oluyor. Sonrası zaman meydana çıkacak bilgileri gizleme çabası garip ve tabiki acıklı. Ama anlaşılamaz değil. Zira kendisini Kürtlerin tek ve yasal temsilcisi sayan BDP’li vekillerin PKK militanlarıyla sarılıp koklaştığı, Okumaya devam et 25 şehit; ‘Vallahi talihsiz kaza…’

Kardeş ülkeyle stratejik ilişkiler

Kardeş ülkeyle stratejik ilişkiler

Gezinin ana temasını enerji sahasındaki işbirliğini içerir sözleşmeler oluşturuyor. Azerbaycan, Ukrayna ve Bosna’yı ziyaret edecek meydana gelen Başbakan’a Kabine’ndan ve milletvekillerinden mühim adlar eşlik ediyor.
Azerbaycan ulusal yakıt şirketi SOCAR ile TürkTURCAS ortaklığı, İzmir’de Ege Rafinerisi’ni inşa etmekteler. 2015’te devreye girmesi tasarılanan rafineri Ülkemiz’nin ithalatçı meydana geldiği jet yakıtı, ultra düşük kükürtlü mazot ve LPG benzeri mamullerin PETKİM Aliağa kompleksinde üretilmesini temin edecek. Bu teşebbüsün cari açığı azaltmada mühim bir katkısı olacağı düşünülüyor.
Ancak Azerbaycan ile başlatılan “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği”ni ek olarak mühim kılan husus, TANAP ismi verilen proje. Bu projeyle Azerbaycan gazının Gürcistan’dan geçerek Ülkemiz üzerinden Avrupa’ya taşınması mevzubahis olacak. Okumaya devam et Kardeş ülkeyle stratejik ilişkiler

Fil, at, kale

Fil, at, kale

Türkiye yerel yöneticilerini seçecek. Elbette seçimlerin özel şartları bunu mahallide inşa edilmiş olan bir tercih olmaktan çıkarıp dünyanın izleyeceği bir seçime dönüştürdü. Bu seçimlerin tam da bunun gibi geçeceğini 2012’de anlam etmiştim. (Bkz. “Öngörülebilir Bir Başbakan İçin Geriye Sayım Başladı” 14 Mart 2012/Habertürk Gazetesi.) Kâhin olduğumdan değil, “ulus ötesi” ölçekteki derin ve aydın görünümlü çetelerin “yerli” eldivenler takarak kurduğu saatli dinamit düzeneğinin tik-tak sesleri daha o zamanlardan duyulabildiği amaçlı.
17 Aralık’tan bir sürü bundan önce başlayan ve bir zaman narin güçler faydalanılarak yürütülen yıldırma ve hizaya getirme eğilimi 25 Aralık’tan daha sonra zirve noktaya erişti. Kasetler, kayıtlar, montajlar ve şantajlar havada uçuştu. Milletin Erdoğan’a açtığı kredi devam ediyor fakat. Yalnızca ona ama. Bunun dışarısında 17 Aralık fezlekeleri amaçlı bir Okumaya devam et Fil, at, kale

Kutsal dava

Kutsal dava

ABDÜLKADİR Selvi 5 Şubat 2015 tarihindeki makalesinde “AK Parti’nin tercih beyannamesinde ne olacak? Mukaddes dava ya da mukaddes mücadelemiz benzeri bir tema işlenecek mi? Başbakan Davutoğlu’nun Kastamonu İl Kongresi’ndeki konuşmasında bile bu gibi bir vurgu vardı ki, tercih beyannamesinde olmayacak mı? Belli Bir Süre sabır”cümlelerini kullandı. Ceplerinde idam sehpalarıyla dolaşanları aldı bir telaş.
Televizyon tartışmacıları “kutsal”ı referans meydan bir partinin parti olamayacağına, olsa olsa davranış olduğuna hükmettiler, “AK Parti parti değil örgüttür”demelerine ramak kaldı. “Kutsal dava” her nasılsa “kutsal kavga” oluverdi ve CNN Türk’te Şirin Payzın’ın yaptığı programda misafir meydana gelen Yapıt Karakaş’ın “sözde” lapsusu ile iş “Kavgam” kitabını ve Hitler’i çağrıştırmaya civarı gitti. Okumaya devam et Kutsal dava