Deniz’e nazır

Deniz’e nazır

Başrollerinde Engin Altan Düzyatan ve Duru Tüzünataç’ın oynadığı “Bir Avuç Deniz”, öyküsünün ve ana karakterlerinin ilginçliğine karşın senaryo ve rejisindeki sıkıntılar sebebiyle hedefini şaşırıyor.
İSTANBULLU burjuva ailelerin sıkı eğitimli çocukları aralarında geçtiğimiz “Bir Avuç Deniz”in enteresan bir ana fikre sahip meydana geldiği kesinlikle. Kartpostal tadındaki, bol manzaralı görüntüler beraberinde bizi son derece dekoratif, ferah mekânlarda dolaştıran yöneten Leyla Yılmaz, Fransız -İtalyan sineması tesiri altında, aşağı metinlere sahip bir burjuva melodramı amaçlıyor. Öyküsü de hedefine uygun: İyi eğitimli, oldukça başarılı bir genç meydana gelen Yiğit Akbay (Engin Altan Düzyatan) iki kadın ve bu bayanların yarattığı ikilemlerin aralarında kalıyor. Deniz (Duru Tüzünataç) ihtiras, serüven ve Okumaya devam et Deniz’e nazır

BEHZAT Ç. KAHKAHALARA GÖMÜLDÜ

BEHZAT Ç. KAHKAHALARA GÖMÜLDÜ

“Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm”ü, Güney Kore filmlerinin “aşırılıklarını anımsadan öyküsü, ironi hissi ve karakterleriyle orijinal bir Türk polisiyesi olarak alaka cazip buldum. Talihsiz Kaza sahnesindeki birden çok sorun dışarısında Serdar Akar’ın sürükleyici bir kurguyla aktardığı öykünün, 90’ların 2. yarısındaki faili bilinmeyen cinayetlerin adresi olarak derin devleti işaret etmesi itibarıyla politik bir yanı da var. Kanun dışı cinayetleri destekleyen istihbaratçıya, Behzat Ç.’nin ayar verdiği oyun alanı/sahne, filmi politik olarak gerçek bir tabana oturtuyor. Ancak, polislerin sorgu odasında yurttaşa tekme tokat girişmesine seyircilerin hep beraber kahkahalarla gülmesi, normal karşılanacak bir vaziyet değil. Zabıta şiddetini “Ee, olacak o kadar” diyen bir tavırla onaylayanların içinin yağını eritecek riskli kahkahalar şunlar. Filmin aleyhine çalışacak bu kahkahalar üst kısmına filmi yapanların bir defa ek olarak düşünmesi gerekiyor. Okumaya devam et BEHZAT Ç. KAHKAHALARA GÖMÜLDÜ

FINCHER LEZZETİ TAŞIYOR

FINCHER LEZZETİ TAŞIYOR

Ancak, Fincher’ın romanın dram dolu malzemesini bir sürü ek olarak sıkı ya da yaratıcı bir şekilde kullandığını ifade etmek kolay değil. Fincher video klip lezzetindeki ön jeneriğinde ve afişteki benzeri Blomkvist ile Lisbeth’i birbirlerini istemeyince bir çift olarak çiziyor. İsveç versiyonunda aralarındaki kültürel değişiklikler ve iki ayrı dönemi temsil etmeleri bir sürü ek olarak sıkı yansıtılıyordu. Bununla Birlikte Blomkvist ek olarak derinlikli ve politikti. Craig ise başarısızlıktan kaygı eden belli bir süre pasif bir karakter çiziyor. Son senelerde sinemanın gördüğü en enteresan şahsiyetlerden biri meydana gelen Lisbeth Salander’da Rooney Mara, minyon fiziğinin sayesinde karakterin hassasiyetini, sabrını ve hükümlülüğünü gösteren yaratıcı bir yorum getiriyor. Lisbeth’in ek olarak bıçkın ve saldırgan açıklandığı İsveç çeşidi, “salaşlığı”na nazaran damakta otantik bir tat bırakıyordu. Fincher’ın Steven Zaillan’ın senaryosundan Okumaya devam et FINCHER LEZZETİ TAŞIYOR

SENARYODAKİ YAŞANMIŞLIK HİSSİ

SENARYODAKİ YAŞANMIŞLIK HİSSİ

“Şansa Bak”ın bütün bunları inandırıcı bir öyküyle perdeye aktarmasının en mühim nedeniWill Reiser imzalı senaryo. Yaşamının bir çağında kanserle uğraş edip kurtulmuş Reiser, yaşadıklarını bire bir yansıtmadığını söylemiş. Esasında yansıtsa da yansıtmasa da esasen mühim meydana gelen, perdeden sizlere geçtiğimiz o sahicilik duygusu değil mi? O hissin içerisinde, senaryo matematiğini değil yaşanmışlıkları seziyorsunuz. Yöneten Levine da, bu sahiciliği bozacak çiğliklerden uzak durmuş. Senaryoyu his sömürüsüne girmeden, pek allayıp pullamadan perdeye aktarmış. Siz de bazen bir sürü hüzünlendiren, bazen de Okumaya devam et SENARYODAKİ YAŞANMIŞLIK HİSSİ

Çanakkale filmlerinde ‘Yolun Sonu’ göründü

Çanakkale filmlerinde ‘Yolun Sonu’ göründü

Bu sezon seyredeceğimiz son Çanakkale filmi “Çanakkale: Yöntemin Sonu” bu sabah vizyona girdi. Yüksek prodüksiyon kalitesiyle değinen film, akıcı öyküsü, inandırıcı karakterleri ve anlatımıyla evvelki Çanakkale yapımlarını geride bırakan iddialı bir savaş film.iBİRİNCİ Hayat Savaşı’nda Osmanlı silahlı gücünün Çanakkale’de gösterdiği direniş, Kurtuluş Savaşı’na ve
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar uzanan bir sürecin önce halkası olarak gösterilir. Kitap ve tarihi araştırmalarla yaşamsal hafızada bir çok defa tazelenen böylesi mühim bir direnişin sinemasal karşılıkları geçen sene seyrettiğimiz filmlerin sonrasında, evrensel yönetmen koltuğunda deneyimli sinemacı Serdar Akar’ın yaptığı “Çanakkale: Yöntemin Sonu” ile sürüyor. Okumaya devam et Çanakkale filmlerinde ‘Yolun Sonu’ göründü

TAŞRADA KADININ BAĞıMSıZLıK ÖZLEMİ

TAŞRADA KADININ BAĞıMSıZLıK ÖZLEMİ

“Bir Bayanın Gözyaşı” taşrada geçtiğimiz türk malı TV dizilerinde meydana geldiği benzeri fazla dram dolu olaylara (aşk üçgenleri, marazi ihtiras hikâyeleri vb.) gerçek ilerleyen bir film değil. Tam aksine, derdini uslu ve biteviye bir tempoda anlatıyor. Miller, erkeklerin her şeye hükmettiği, bayanların da erkekleştiği taşranın kasveti ve donukluğuyla örüyor filmini. Hollywood dramlarında meydana geldiği benzeri insanlar hissettiklerini, süslü ve düzgün cümlelerle anlatmıyorlar. Bunun Için cevap, Therese’in çıkışsızlığını ta derinden hissediyor, onun riskli, karanlık arzusuyla belki ondan dahi öncesinde yüzleşiyoruz. Öykü bir hata gerilimine dönme potansiyeline sahip olsa da Miller, konunun özüne odaklanmayı seçim etmiş. Şüphesiz asıl hedefi, kadınları cezaevi benzeri Okumaya devam et TAŞRADA KADININ BAĞıMSıZLıK ÖZLEMİ

Uzaylı Rambo’nun dönüşü

Uzaylı Rambo’nun dönüşü

Vin Diesel’in canlandırdığı Riddick, yine karşımızda. David Twohy’nin yazıp yönettiği bilimkurgu-macera türündeki “Riddick”, “Alien” ve “Rambo” serilerini ıssız bir gezegende sürükleyici bir tempoda harmanlıyor.
2000 SENENINDE “Derin Karanlık”(Pitch Black) ile başlayan Riddick serisi “Riddick Günlükleri”nin (The Chronicles of Riddick-2004) sonrasında 3. sinema filmiyle beyazperdeye dönüyor. Bir tür “Firavun-Musa” öyküsü ifade eden önce iki filmin nihayetinde Riddick, Lord Marshall’dan intikamını almış ve onun mahaline geçip önder olmuştu. Üçüncü filmde ise doğduğu Furyan’a dönmek istiyorken, iktidar entrikalarının kurbanı olup “kuş uçmaz kervan geçmez” bir gezegene düşüyor ve vahşi hayvanlara av olmamak amaçlı kıyasıya bir mücadele vermeye girişiyor. Okumaya devam et Uzaylı Rambo’nun dönüşü

BİRKAÇ DEFA SEYREDİLİR

BİRKAÇ DEFA SEYREDİLİR

Suç filmlerinde öyküye çoğunlukla açgözlülük ve böbür yön verir. “Düzenbaz”, “kıskançlığa, aşka ve tutkulara da bakın”diyor. Filmin en yetişkin, olumlu kişiliklerinden birinin Belediye Başkanı Carmine Polito (Jeremy Renner) olması tesadüf değil. Russell tüm karakterlerine benzer mesafeden bakıyor ve tuzağa düşen suçluları yargılamıyor. Kanun yerine tuzağı kuranlar esasında ek olarak arızalı tipler.
İyilerin kötülerin değil gerçek kişilerin meydana geldiği bir film bu. Russell, hepsinin kabuğunu soyup kuvvetli ve fit istikametleriyle çıkarıyor karşımıza. Karı-koca dövüşleri, işyeri didişmeleri, aşk üçgenleri, minik çekişmeler, muayeneden çıkan alkollü yemekler, 70’lerin disko müziğiyle dans ve ek olarak neler neler… Tüm bu Okumaya devam et BİRKAÇ DEFA SEYREDİLİR

ÇIKIŞ YOK

ÇIKIŞ YOK

HİKÂYESINE devamlı takla attırarak ilerleyen filmler vardır. “Hayaletli Ev” (Haunter) de onlardan biri. Bir farkı attığı her taklada bir yabancı filmi anımsadıyor olması… Vaktin bir bir günün içerisinde kilitlendiği “Groundhog Day”in (Bu Sabah Esasında Dündü) gerilim çeşidi benzeri başlayan, haneden çıkamayan ana karakteriyle Luis Bunuel’in “El Angel Exterminador”una merhaba gönderen “Hayaletli Ev”, daha daha sonra “perili ev” konseptine demir atıyor. Bir süre daha sonra, Alejandro Amenabar’ın unutulmaz filmi “The Others”ın (Başkaleri) kulvarına giren film, son kısmında ise 16 yaşlarındaki Lisa’nın (Abigail Breslin) “Freddy” tarzı bir berbat ruhla (Stephen McHattie) Okumaya devam et ÇIKIŞ YOK