Menasebetsiz Mehmed Efendi

Menasebetsiz Mehmed Efendi

Sultan II.Mahmud devrinde Mehmed Efendi isminde biri yaşarmış. Münasebetsizliğiyle şöhret olmuş. Padişah bir gün onu dinleyip münasebetsizliğinin
derecesini ölçmek istemiş. Efendiyi huzura getirmişler. Uzunca bir sohbet olmuş,ama adamda hiç münasebetsiz bir durum olmamış. Nihayet
sohbet sona erip Mehmed Efendi birkaç kese altınla ödüllendirilerek oradan ayrılmış. Aradan günler geçmiş. Sultan Murad Babıali yi teftişten
döndüğü bir sırada faytonuyla Cağaloğlu yokuşunu çıkmakta iken Mehmed Efendi arabacıya seslenmiş:
Sultan Mahmud sesi tanıyıp “galiba önemli bir maruzatı var” diyerk arabacısına beklemesini söyler. Ne var ki yokuşun en dik olduğu noktada
durmuşlardır ve atların orada zabtedilmeleri zordur; ayakları yokuş aşağı kaymaya başlar. Mehmed Efendi gayet sakin sorar:
-Padişahım,acaba zurna çalmasını bilir misiniz? Padişah biraz şaşkın,biraz da meraklı: Hayır bilmem der. Bendeniz de bilmem efendim. Öyle mi?
der padişah,sözün sonunu bekleyerek. Bu sırada fayton da geri geri kaymaya başlamıştır. Mehmed Efendi devam eder: Evet Efendimiz Bursa da
halamın damadını bir yaşlı teyzesi vardır.
-Eeee.. O da zurna çalmasını bilmez efendimiz. Vallahi efendimiz hatta… Arabanın yokuş aşağı gideceğinden korkan Sultan Mahmud dayanamayıp
adamlarına bağırır: Çekin şu Münasebetsiz Mehmed Efendi yi yolumdan,yoksa ya ben bayılacağım ya da atlar,demiş.
Bu deyim yerli yersiz iş yapanlar için söylenmiştir.

Misafir Umduğunu Değil,Bulduğunu Yer

Misafir Umduğunu Değil,Bulduğunu Yer

Gezginin bir uzun bir yolculuktan sonra o günün akşamında bir köy evine misafir olmuş.Ev sahibi habersiz gelen konuğunu güler yüzle karşılamış.
Ona nereden gelip nereye gittiğini sormuş.Gezgin ev sahibinin sorularını yanıtladıktan sonra yemeğe oturmuşlar.Ev sahibi bir gezgine
bakmış bir de sofradaki yemeklere.Gezginin daha zengin bir sofra beklediğini fark eden ev sahibi şöyle demiş.
-Kusara bakma sen yoldan geldin,güzel yiyecekler istersin ama bizde bulunan bu…Misafir umduğunu değil,bulduğunu yer,demiş.
Bu atasözü,insanların kendilerine sunulan ikramlarda nazik davranmaları gerektiği düşüncesiyle söylenmiştir.